Göz kapakları hiç olmadığı kadar ağırlaşmıştı, duyma yetisini tekrar kazanması için birkaç saniye geçmesi gerekti. Tenini dağlarcasına vuran ateşten irkildi. Uçağın büyük bir kısmı parçalanmıştı, kalkmaya çalıştığında kemeri ona engel oldu. Garip halbuki kemerini bağladığını hatırlamıyordu. Kemeri açmaya çalışırken elini yaktı. Zorla da olsa kemeri açıp kalkmayı başardı. Acaba tek hayatta kalan ben miyim diye düşündü bir anlığına. Ama alevlerinde etkisiyle umarsız tavrına yakışanı yapıp uçaktan olabildiğince çabuk çıkmaya karar verdi. Salgıladığı adrenalin ve gani hormon sayesinde kafası uzun süredir hiç olmadığı kadar hızlı çalışıyordu. Ve tüm bu duygusal karmaşa hayal gücünü tetiklemişti; belki de diye başladı düşünmeye. Evet kesinlikle çeşitli ihtimalleri değerlendirip bir takım planlar yapıyordu. Tekrardan koltuğuna yöneldi ve yanında oturan orta boylu uzun saçlı gencin nabzını kontrol etmeye gitti. Öldüğünden emin olunca onu kendi koltuğuna taşıyıp kemerini bağladı ve hemen çocukla ayakkabılarını değiştirip atkısıyla beresini çocuğa taktı. Evet hali hazırda kimilerine karşı adeta ölü taklidi yapıp bir şeylerden kaçıyordu -neyden kaçtığını hatta bir şeyden kaçıp kaçmadığını dahi bilmesede- ama artık gerçek anlamda herkes onu ölü sanabilirdi. Enkazın dışına çıkmadan önce ikram arabasına yöneldi. Başına aldığı darbeden dolayı iyice başı dönmeye başlamıştı, yer açmak için kitaplarını ateşe atıp ne aldığına bakmadan çantasını doldurdu ve bir koltuğun süngerlerini söküp çantasının dışına bağladı. Toplayıcılık alışkanlığı vardı, lazım olabileceğini düşündüğü birkaç parça şeyi daha çantasına asıp alevlerin seyrekçe olduğu taraftan dışarı çıktı. Fazla zamanı olmadığının farkındaydı. Motor patladıktan yaklaşık 3 dakika sonra düşmüşlerdi, yardım dakikalar içinde burda olacaktı.
Çeşit çeşit ağaçlarla kaplı dağlık bir alanda, büyükçe bir dağın batı tarafına düşmüşlerdi. Gün daha yeni ağarıyor ve bulundukları yeri tamamiyle dağın gölgesi altında bırakıyordu. Aklına yere çakılmadan önce kuzeyde gördüğü köy geldi ve hızla güneye doğru yürümeye başladı. Kendisine saniyeler gibi gelen 5 dakikalık yürüyüşün ardından helikopter sesleri duydu ve görülmemek için eğilerek devam etti. Sesler tam arkasından geliyordu. Arkasına bile bakmadan devam etti. Yarım saati yeni geçmişti ki dikçe bir yerde toprağın içine doğru giren bir oyuk gördü. Yere paralel bir şekilde dağın içine uzanıyordu. Girişi aynı anda sadece 1 insanın eğilerek geçebileceği büyüklükte içi ise ortalama 4 metrekare olan bir mağara bulmuştu. Can havliyle kendini içeri attı. Herhangi bir hayvanın yuvası olabileceğini düşündüğünden etrafa bakınmaya başladı, gözleri herhangi bir iz arıyordu, belki bir tüy belki dışkı, belki hayvanın ta kendisi; neyse ki hiçbir şey yoktu. Ayrıca tavan ve duvarlar tek parça taştan olduğundan tavanın çökmeyeceğini düşündü. Hemen eşyalarını içeri bırakıp odun toplamak için dışarı çıktı. Odun toplamakta gayet iyi bir iş çıkardı, topladığı odunları odanın içine bıraktıktan sonra biraz aşşağıda gördüğü dikenli çalıyı almak için dışarı çıktı. Büyük bir çalı kütlesini sürükleyerek kapıya kadar geldi ve önünden çekerek geri geri içeri girdi. Bu hem yırtıcı hayvanlar için koruma hem de kamuflaj görevi görecekti. Tamamiyle görevine odaklanmış bir şekilde düzenini kurmaya başladı. İşe envanter sayımı yapıp ne var ne yok görmekle başladı. Çantasını boşalttıktan sonra koltuktan söktüğü süngeri bir yatak gibi mağaranın bir köşesine serip eşyalarını ayakucuna dizdi. Olayın şokunu atlatınca boynundaki kesik ve vücudunun çeşitli yerlerindeki yanıklar sızlamaya başladı. Hemen ilk yardım çantasından bandaj, yanık kremi ve antibiyotik krem çıkardı. Yaralarıyla ilgilendikten sonra yanında ilk yardım çantası taşıdığı için bir kez daha kendisiyle gurur duydu. Montunun önünü boynuna kadar ilikledikten sonra yeni yatağına uzandı ve uykunun onu alıp götürmesine izin verdi.
22 Aralık 2016 Perşembe
Ölmek..
5 Aralık 2016 Pazartesi
Ölmek
Vedalardan oldu olası hoşlanmaz, hatta nefret ederdi. Çünkü ölürcesine korkardı yalnız kalmaktan, vedalaşıpta geride kalmaktan veya bir daha geri dönememekten… Tıpkı diğer vedalar gibi acı vericiydi bu sefer o bırakıyordu sevdiklerini geride. Üstelik karanlık gecelerde yalız kaldığında ona yoldaşlık eden sadık dostu Orion’u da göremiyordu. Onlar gözden kaybolana kadar arkasına dönüp dönüp baktı dostlarına. Köşeyi döner dönmez büyük bir yalnızlık bürüdü bedenini. Üşüyordu. Yalnızdı. Sarılmaya olan bir açlık vardı içinde. Bir kez daha sarılsaydım nolurdu diye düşündü; gözünden bir damla yaş süzüldü, ama olsun arkadaşlarını bunaltmak istemezdi. Ya onu artık sevmezlerse nolurdu ne yapardı diye düşündü, onları bunaltmak istemezdi, evet sarılmadığı iyi olmuştu belkide. Anlamaya ve bilmeye olan ihtiyacı günden güne kendini anlaşılmaya ardından da sevip sevilmeye bırakmıştı; yıllarca duyguları ve onunda bir insan olduğu gerçeği onu kovalarken akıl ve mantığın peşinden koşmuş ama her ne kadar yaklaşsa dahi hiçbir zaman yakalayamamış ve sonunda pes etmiş duygularına yakalanmıştı. Yine aynı şeyler oluyordu bunları ve nicelerini düşünmeye dalmıştı bir anlığına ve ardından of nidalarıyla birlikte tebessüm etti ve “Napıcaz be Antuan” dedi içi kan ağlayarak. Bu ve bunu gibilerini çok sık yaşıyordu. Etrafındakilerden bir cevap beklemeden nidalar atıyordu, adeta boğulan bir adamın haykırışları; etrafında da kimse yoktu zaten… Bu şehirde sayılı kalan zamanı daha da hızlı akmaya başlamıştı. Adeta göz yaşları kurumadan uçağın içinde buldu kendini. Beyni dururcasına yavaşlamaya başladı, tek bir şey düşünüyordu, tek gerçek şey, yalnızlık. Emin olduğu tek şey yalnız olduğu ve yakın bir gelecekte de bu durumun değişmeyeceğiydi. “Çünkü beceremiyorum” diye geçirdi içinden, haklıydı da. Uzun yıllar insanları kuş bakışı yukardan izleyip resmin dışından bakmaya, resmin dışında kalmaya çok alışmıştı. Fakat duyguları tarafından yutulup alaşağı edildikten sonra ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmiyordu; adeta resmin içinde sırıtıyor, uyum sağlayamıyordu. Başlarda uyum sağlamış olmak umrunda olmasa dahi şuan -normal- olmak için elinde ki her şeyini vermeye hazırdı. Kendinden başka da hiçbir şeyi yoktu. Kendine değer verdiğini hissettirmek zorundaydı. Zaten ona başka kim değer verirdi ki, kendisi bile bunu zorunluluktan yapıyorken. Aslında bir tarafı -büyük bir tarafı- kendinden tam anlamıyla nefret ediyor, her ne kadar bu kötülüklerle dolu dünyada iyi biri olarak sayılsada kötü olduğunu ve yaşamayı hak etmediğini düşünüyordu. En azından yaşasa bile mutlu olmayı hak etmediğini, hatta mutlu olamayacağını ve yine bütün bunun suçlusunun kendisi olduğunu düşünüyordu; haklıydı da. Ne birini sevmeyi doğru düzgün becerebiliyordu ne de sevilmeyi. İnsanlar onu sevsin diye uyumlu olmaya çalışıyordu hep, evet diyordu sevdiklerine, olur diyordu hep. Elinden başka ne gelirdi ki.
Birden büyük bir gümbürtü koptu, bir patlama sesi duymuştu. Yine gaipten sesler duyduğunu düşünüyordu ki, pencereden uçağın kanadına baktığında motorun alevler içinde kaldığını gördü. Tavandan maskelerin sarkmaya başlamasının ardından kaptanın sesini duyar gibi oldu ama kulaklığını çıkarmaya tenezzül dahi etmedi. Sakin olmaları gerektiğini bla bla söylüyordu. Aslında kafasının dağılmasıyla baya bi sakinleşmişti. Bütün o düşüncelerden uzaklaşmak ona çok iyi geliyordu. Belki de sarılmayı ondan bu kadar çok seviyordu. Birden bu maskelerin gerçekten gerekli olup olmadığını sorguladı, kabin basıncı düşmemişti ne de olsa. Emin olmak için barometreyi çıkarıp baktı, basınç irtifası 2300 metreyi gösteriyordu ki gayet normal. Maske takmak için bir nedeni olmadığını düşünüp müziği eşliğinde uçağın yavaşça aşşağı süzülüşünün tadını çıkarıyordu. Artık herhangi birine veya kendisine verdiği bir söz yoktu gönül rahatlığıyla ölebileceğini düşünüp gülümsedi. Belki de yıldızlara koşmanın vakti gelmiştir diye düşündü. Dağlar ve ormanlık alan artık çok daha yakın gözüküyordu. Son ana kadar gözlerini açık tutmak istedi, ama birden göz yaşlarına boğulup kendine lanet okumaya başladı. Belki de şu an kendinden nefret etmesi için en uygun zamandı. Çarpışmadan saliseler önce “Beni hatırlarlar dimi” diye konuştu kendi kendine, “Ben onları asla unutmazdım.”.
1 Ekim 2016 Cumartesi
Gerçeğin Yansımaları
Eskisi gibi değil. Tütünümü kendim sardım, yalnız.
Yalnızlığın ve dolup taşan onca düşüncenin ağırlığının getirdiği yalın acı. Hep orada, kaybolmuyorlar, unutamıyorsun. Ayakkabının içindeki taş gibi, her adım attığında kendini hatırlatıyor. Yürümek istemiyorsun.
Çok kalabalıklar, karman çorman, gürültülü, yorucu, acı veriyor. Benden geliyor; kaynağı benim. O gürültülü kendimin altında eziliyorum. Kendimden yoruluyorum.
Bilmek. Kanatıyor. Gerçekleri görmek; görebilmek. Bir kere gördüğünde geri dönüşü yok. Adeta derinlere işleyen bir lanet.
Gerçekleri gördüm. Ruhum gerçeklerin aynası, gölgesini görenler dahi korkup kaçıyor.
Beni; ruhum ve gerçeklerle baş başa bırakıyor.
Yalnız.
Gerçeğin yansımaları. Gerçek.
Gerçek değildi mutluluk.
Adeta bir rüya.
İçinde ben dahil hiç bir şeyin olamayacağı kadar sade ve güzel.
Tek gerçek şey ölüm.
Gerçeğin yansımaları
-Nisan 2016-
-Jahabel /T.Light
8 Temmuz 2016 Cuma
Ah Antuan vah Antuan
"Bu sabah uyanır uyanmaz içime bir korku işledi. Adeta nerede nasıl uyandığımı idrak edemedim. Odamda olmama rağmen bir şeyler farklıydı. Farklılığı kavramam çok zaman almadı... Onu düşünmüyordum. Aman yarabbi nasıl olur. Gönlümün baş köşesinde ki yerinde yoktu. Anlam veremedim. Garip. Her şeyin gerçekliğini sorgularken, varlığına şüphe etmeden biat ettiğim tek olgu birden bire yok mu olmuştu?.. Halbuki saatler öncesinde estirdiği fırtınalar çok gerçekçi idi." dedi Antuan gözlerini cennette açmadan dakikalar öncesinde.
14 Nisan 2016 Perşembe
İnsan
İnsan. Bir sürü tanımı, tasviri var. Kimisi mahlukların en şereflisi diyor, kimisi herhangi bir amacı ve ekstra bir özelliği olmayan basit bir varlık olarak tanımlıyor. Oysa ben insanınn tanımından ziyade tasvirine dikkat çekmek istiyorum. İnsanın insana yaptığını insandan başka ne yapabilirki? İnsanlık ve insanlar olarak şimdiye kadar çok şey başardık. Kocaman şehirler inşaa ettik, daha da öte hayal kurduk, hayallerimizi gerçeğe dönüştürdük. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var; tüm bu güzel şeyleri gölgede bırakacak birsürü kötülük yaptık. Yaktık yıktık, parçaladık, öldürdük, eziyet ettik, acımadık, düşünmedik, sevmedik, katlettik, değerini bilemedik. Bütün bunlar insanlığın yüz karaları, tarihini kaplayan kara lekeler, insanın insandan nefret etmesine neden olan lekeler.
İnsan insanın yaptıklarına baktıkça, insanı anladıkça başlıyor nefret etmeye; tiksinmeye insanlığından. İnsan aptal bir varlık, kalıpların ötesine çıkamıyor, gelişemiyor, iyileşemiyor.
Var olduğu sürece yaptıklarını yapmaya devam edecek. Yok edilmesi gerekiyor.
Veya böyle bir karar vererek kolaya kaçıyorum diye düşünmeden edemiyorum. İnsanı yok etmek kolay bir çözüm, ama aynı derecede efektif olamayacağını düşünüyorum.
İnsan kötü çünkü güç onun elinde. Zamanında çoğu canlı arasından baş parmağı sayesinde doğanın desteğini eline alabilen insan olmuştu. O günden beri insan bu üstünlüğünü kullandı. Ve bu insanı güçlü kıldı. Gücü eline alan herşey gibi insan da kötü olmaya mahkum oldu. Fazladan gücü sayesinde gücüne güç kattı ve etrafındakiler ile arasını gün geçtikçe açtı. Her geçen gün onlardan daha güçlü ve daha kötü oldu.
Bütün bu kötülüğü sonlandırmak için kötünün elinden, güçlünün elinden bütün gücünü almak istiyorum. Ama bu geçici bir çözümden başka bir şey değil. Er yada geç birisi tekrardan diğerlerinden daha güçlü olacak ve gücüyle gücüne güç katacak. Bunlar daha önce de oldu ve yine olacak.
Tarih tekerrürden ibaret. Döngünün kırılması için daha önce olmamış bir şeyin olması gerek.
Hem güçlü hem de iyi olunabilir mi? Kötüyü iyi yapabilir miyiz? Şimdilik bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama kendimize sormamız gereken soruların bunlar olduğunu düşünüyorum.
-Jahabel /T.Light
Gerçeklil ve Algı
Reality, gerçeklik; gerçeklik nedir? Neler gerçektir? Algılarımızın bizi yanıltıp yanıltmadığını nasıl bilebiliriz? Algıladığımız her şey gerçek midir? Değil ise gerçekliğe nasıl ulaşabiliriz?
Algılarımız çoğu insanın düşündüğü gibi mükemmel değil. Bizler etrafımızda olup bitenlerin çok küçük bir yüzdesinden haberdarız. Öyleki etrafımızdaki bütün sesleri duyamıyoruz. Etrafımızdaki bütün dalga boylarından ışık ışınlarını algılayamıyoruz. Çok kısıtlı koku ve tat alma duyularımız var. Ve aynı şekilde dokunarak çevremizde olup bitenleri algılamamızında çok efektif olduğu düşünülemez. Birde üstüne üstlük saydığım sistemlerde deformasyonlar olabiliyor ve çok daha kötü bir hale gelebiliyorlar. Her şeyin dört dörtlük çalıştığını varsayalım. Etrafınızda gördüğünüz şeylerin gerçek olduğunu nasıl anlarsınız. Tabi ki gözlerinizin sizi aldatabileceği düşünüldüğünde, gerçekliği dokunarak yada koklayarak da teyit edemeyiz. Çünkü aynı şekilde diğer duyu organlarımız da bizleri yanıltabilir.
Peki, neyin gerçek olduğunu, bir diğer deyişle var olduğunu nasıl anlayacağız? Anlayamayız diyenleri duyar gibiyim. Belki de anlayabiliriz. Biraz daha düşünelim. Çoğunuzun aşina olduğu bir söz "Düşünüyorum öyleyse varım.". Evet mantıklıca düşününce düşünmenin varlığın kanıtı olduğunu anlayabiliriz. Peki etrafınızdaki insanların düşündüğünü nasıl anlayabiliriz. Elbette konuşuyorlar, yeni fikirler üretiyorlar. Düşünüyormuş gibi görünüyorlar. Bu kısmen doğru aslında. Düşünmeselerdi bunları yapamazlardı öyle değil mi? Ama bence bu "onların" düşündüğünün kanıtı değil. Tabiki gidip onlara sorabiliriz ama bu da beni tatmin etmiyor. Nasıl emin olabiliriz? Ya onlar kafamızın içindelerse. Mesela rüyanızda gördüğünüz kişiler, onlarda düşünüyormuş gibi davranır ama asıl düşünen sizsinizdir. Onların düşündüğünü anlamanın bir yolunu şimdiye kadar bulamadım. Ama onların düşünmediğini, düşünenin ben olduğumu uzun uzun düşünmemi gerektirecek kadar şüpheye düştüm. Mesela, şunu düşünün; Yeni bir şey öğrendiniz yada kafanıza bir şey takıldı. Birden bire etrafınızda onlarla ilgili şeyler olmaya başlar. Haberlerde, arkadaş sohbetlerinde vs.
-Nisan 2014-
-Jahabel /T.Light
6 Nisan 2016 Çarşamba
Öldükten Sonra
İnsanlar sen öldükten sonra seni nasıl hatırlasın isterdin? Hep olmak istediğin ve olmak için çabaladığın kişi olarak mı; kendin olmayı sevsen veya sevmesende tam anlamıyla kendin olarak mı? Yoksa sana ve diğer insanlara karşı, senden daha büyük bir şeyi ifade eden bir anlam yüklemelerini mi isterdin?
Ölüm düşüncesi değişik bir olgu. Üzerinde düşündükçe anlıyorsun bu hayattaki tek gerçek ve ciddi şey olduğunu. Ölümün düşüncesi bile çok garip ve değişik. Ölmek, ölüyor olmak, ölecek olmamız. Öleceğimizi bilmek ama bu durumla yüzleşmekten hatta düşünmekten dahi kaçmak, korkup çekinmek. Veya ölümü düşünerek yaşayamamak, çoktan ölmüş olmak.
Her güzel şeyin diğer her şey gibi bitecek olması başlamamak için bir neden mi?
24 Mart 2016 Perşembe
Bölüm 1 - Ulu Amber ve Yüce Kolonimiz
Size bir öyküden bahsetmek istiyorum. Yüce Kraliçemiz Amber'in kolonisinde eşi benzeri görülmemiş bir olay. Çok şanslı ve güçlü bir koloniyiz, bolca yiyecek ve su olan bir vadiye çok yakınız. Ama tabi ki koloninin devamlılığı için fedakarlık şart. Kendini düşünemezsin. Ulu Amber ve yüce kolonimizden daha önemli bir şey yok. Onları herşeyden hatta kendinden bile yukarda tutmalısın. Bende öyle yapıyorum, tıpkı herkesin yaptığı gibi. Sayıları az da olsa kendini koloniden üstün gören "aykırılar" olmuyor değil. Bende tam olarak böyle birinin adete efsaneleşen hikayesini anlatacağım. Zaman içerisinde adeta böyle kişiler için geliştirilmiş bir uyarı sistemi gibi, koloni bu "aykırıları" çok çabuk farkediyor. Ve linç edilerek parçalara ayrılıyorlar. Onlara ne dertlerini anlatma nede kendileri savunma şansı verilmiyor ve çocuklara ibret almaları için nesilden nesile anlatılıyor. Bu durum size canice gelebilir ama koloninin devamlılığı için gerekli.
İşte hikayemiz böyle bir günde başlıyor. Daniel hayata gözlerini açıyor. Sıradışı bir şey yok. Ulu Amber'in çocuklarından biri daha. Çok geçmedi ve büyüdü. O kesinlikle bir asker değildi ve sıradan bir işçi olamayacak kadar meraklı ve hayata dair heyecan doluydu. Öncü birliğine katıldı.
Durun size ulu kolonimizde işlerin nasıl yürüdüğünü anlatayım. Herkes 2 temel sınıfa ayrılıyor ve koloninin amaçları doğrultusunda çalışıyor. Askerler ve işçiler. Askerler savunma ihtiyacımızı karşılıyor ve hepsi adeta birer ölüm makinesi. İşçiler ise kolonideki geri kalan her şeyi hallediyor diyebiliriz. Tarım, çocukların bakımı, Kraliçe Amber'in hizmetkarlığı, kazı ve inşaat çalışmaları, yiyeceklerin tarlalardan veya dış dünyadan depolara taşınması ve son olarak tek başına dış dünyaya çıkıp yeni yerler ve kaynakların keşfi. Herkes koloni için dolayısıyla diğer kişiler için çalışıyor. "Hepimiz hepimiz için" düşüncesi hakim. Ve öyle de kalması gerekiyor.
21 Mart 2016 Pazartesi
Mutluluk Nedir?
Bence mutluluk hayal kurabiliyor olma durumudur. Bu durumu etkileyen birden çok etmen vardır. Bu etmenleri başka bir şeye odaklanmaniza veya odaklanamamanıza neden olan şeyler olarak genelleyebiliriz. Aklıma gelen bir kaç etmen şunlar: Açlık, üşümek, acı hissetmek, hastalık, günlük hayatın problemleri, hayal kırıklıkları, sorumluluklar, dert tasa vs. Ayrıca hayal kurabiliyor olabilme durumunun fiziksel ve zihinsel gereklilikleri kişiden kişiye değişir. Sanırım bunları değerlendirmenin en iyi yolu kendine bakmak, kendini tanımak.
-Jahabel / The Light
9 Şubat 2016 Salı
Hiç olmadığı gibi
Bir daha vurdu
Yalnızlık
Derinlerde
Çarpıyor
Ama yalnız
Anlamsız
Tek başına
Duygular
Aşk
Karmaşıklık
İçindeki o burukluk
O derin üzüntü
O açlık
Herşey
Herşey
Düzelecek
Sen yanımda olunca
Herşey
Karmaşıklık
Tek bir şey
İhtiyacım olan
Sen
ve
Ben
Sen
ve
Ben
Tek ihtiyacım olan
Sanıyorum
Herşey düzelecek
Seni istiyorum
Sadece
Aşk
Derinlerden
Seni istiyorum
Duygular
İzin vermiyor
Rahat bırakmıyor
Kurtulmak istiyorum
Bu yalnızlıktan
Seni bulmak istiyorum
Sevmek
Karşılıksız
Sevilmek
Sarılmak
Fütursuzca
Hiç olmadığı gibi
Bakmak
Gözlerinin en derinlerine
Kaybolmak
Gülümsemek
Gülümsemen
Tebessüm
Elini avucuma aldığımdaki o sıcaklık
Hissetmek istiyorum
Minik kalbinin her çarpışını
Tüm benliğimle
Sadece seninle olmak
O anlar
Yaşadığını hissettiğin
Asla bitmesin dediğin
Hiç olmadığı gibi
Yanağına kondurduğum öpücükten sonra gelen
O tatlı utangaçlığının arkasındaki gülümseme
Beni benden alan
Hiç olmadığı gibi
Sadece tek bir şey istiyorum
Seninle birlikte olmak
Hiç olmadığı gibi
-Jahabel /T.Light