Size bir öyküden bahsetmek istiyorum. Yüce Kraliçemiz Amber'in kolonisinde eşi benzeri görülmemiş bir olay. Çok şanslı ve güçlü bir koloniyiz, bolca yiyecek ve su olan bir vadiye çok yakınız. Ama tabi ki koloninin devamlılığı için fedakarlık şart. Kendini düşünemezsin. Ulu Amber ve yüce kolonimizden daha önemli bir şey yok. Onları herşeyden hatta kendinden bile yukarda tutmalısın. Bende öyle yapıyorum, tıpkı herkesin yaptığı gibi. Sayıları az da olsa kendini koloniden üstün gören "aykırılar" olmuyor değil. Bende tam olarak böyle birinin adete efsaneleşen hikayesini anlatacağım. Zaman içerisinde adeta böyle kişiler için geliştirilmiş bir uyarı sistemi gibi, koloni bu "aykırıları" çok çabuk farkediyor. Ve linç edilerek parçalara ayrılıyorlar. Onlara ne dertlerini anlatma nede kendileri savunma şansı verilmiyor ve çocuklara ibret almaları için nesilden nesile anlatılıyor. Bu durum size canice gelebilir ama koloninin devamlılığı için gerekli.
İşte hikayemiz böyle bir günde başlıyor. Daniel hayata gözlerini açıyor. Sıradışı bir şey yok. Ulu Amber'in çocuklarından biri daha. Çok geçmedi ve büyüdü. O kesinlikle bir asker değildi ve sıradan bir işçi olamayacak kadar meraklı ve hayata dair heyecan doluydu. Öncü birliğine katıldı.
Durun size ulu kolonimizde işlerin nasıl yürüdüğünü anlatayım. Herkes 2 temel sınıfa ayrılıyor ve koloninin amaçları doğrultusunda çalışıyor. Askerler ve işçiler. Askerler savunma ihtiyacımızı karşılıyor ve hepsi adeta birer ölüm makinesi. İşçiler ise kolonideki geri kalan her şeyi hallediyor diyebiliriz. Tarım, çocukların bakımı, Kraliçe Amber'in hizmetkarlığı, kazı ve inşaat çalışmaları, yiyeceklerin tarlalardan veya dış dünyadan depolara taşınması ve son olarak tek başına dış dünyaya çıkıp yeni yerler ve kaynakların keşfi. Herkes koloni için dolayısıyla diğer kişiler için çalışıyor. "Hepimiz hepimiz için" düşüncesi hakim. Ve öyle de kalması gerekiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder