18 Mart 2020 Çarşamba

Covid-19 Çin Virüsü


Hepimizin artık aşina olduğu ve yavaştan korkmaya başladığı corona ile savaşmak için öncelikle corona nedir onu bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Corona aslında bir virüs ailesi. Türkçeye "taç" olarak çevriliyor. Ve isimlerini etraflarındaki hareden, taçtan alıyorlar. Birden fazla corona virüsü var ve bu virüs ailesine aslında fazlasıyla aşinayız. Corona virüsler aslında hayvanlarda bulunuyor. Ama vahşi hayvanlar ve insanlar arası temasın çokolduğu yerlerde virüsün mutasyon geçirmesi üzerine insanlara da geçebiliyor. Geçtiğimiz yıllarda bol bol isimlerini duyduğumuz SARS(2002) ve MERS(2012) de birer corona virüs. Şuan hakkında konuşulan corona virüsü Covid-19 ve 2019 aralık ayında çinde ortaya çıktı. Virüs tespit edildikten sonra çin komünist partisi, aynı sovyetlerin zamanında çernobil kazasında yaptığı gibi durumu dünyadan saklanma çabaları içerisine girip ört bas etmeye çalıştı. Neticesinde çok daha az zararla önlenebilecek bir durumu adeta çıkmaza sokup sonrasında yerel yönetimleri gerekli önlemleri almadıkları için suçladı. Ve aylarca WHO(dünya sağlık örgütü) nün yardım tekliflerini reddedip kontrol altında olduğunu söylediler. Aralık ayından günümüze biraz şeffaflık ve erken önlemler sağlansaydı hiç bu noktalara gelmeyecek olan Covid-19 pandemi ilan edilmesine neden oldu.
Peki nedir bu pandemi, epidemi ile ne farkı var? İkisi içinde net birer tanım olmasa dahi genel olarak epidemi belirli bir bölgede vaka sayısında beklenenden çok daha hızlı bir artış olduğu durumlar; Pandemi ise vaka sayılarının çok geniş coğrafi alanlarda ve ülke sınırı tanımadan kontrolsüz bir şekilde artması olarak açıklanabilir. Epidemi ve pandeminin söz konusu hastalığın ölümcüllüğü veya total de öldürdüğü insan sayısı ile bir alakası yoktur.
Geçtiğimiz yüzyılda sadece 4 kere pandemi ilan edildi.
İlkine 1918-1920 yılları arasında H1N1 virüsü (ispanyol gribi) neden oldu ve hayatta olan her 4 insandan birine bulaşarak 30-70 milyon insanın ölümüne yol açtı. (Savaş zamanı olduğu için hastalıktan ölen insan sayısını net olarak bilemiyoruz.)
İkinci pandemiye ise 1957-1958 yılları arasında H2N2 virüsü (Asya gribi) neden oldu ve 2-4milyon insan öldü.
Üçüncü pandemiye 1968 yılında H3N2 virüsü (Hong-kong gribi) neden oldu ve 2-4 milyon insan öldü.
Dördüncüsüne ise günümüzde Covid-19 neden oldu ve 15 mart itibariyle 5833 ölüme neden oldu.




Maalesef bu virüsü kapıp onunla bir savaş içerisine girme ihtimalimiz çok yüksek. Peki bu olası savaşta bizlerin ve Covid-19’un ne gibi silahları olacak. Nasıl stratejiler izlenecek.

Öncelikle Covid-19’u 10 maddede tanıyalım:

1.       Covid19 insandan insana bulaşabilen bir virüs.
2.       Covid-19 bakteri değil virüs olduğu için *Antibiyotikler Hiçbir İşe Yaramıyor*. Ve aynı şekilde bakterileri öldürdüklerini söyleyen (protex, activex vs.) sabunların corona için normal sabundan bir farkı yok.
3.       Şimdiye kadar Covid-19 için geliştirilmiş bir ilaç veya aşı bulunmamakta. Yani savaşma işinin tamamı bağışıklık sistemimize kalmakta.
4.       UV ışınlarına ve sıcağa karşı çok dayanıksızlar.
5.       Eğer nemli değilse cansız yüzeylerde 72 saate kadar canlı kalbiliyorlar. Nemli ise bu süreç uzayabiliyor.
6.       Havada asılı durabilen partiküllere yapışarak havada asılı kalabiliyor.
7.       Virüs bünyenize girdikten sonra semptom göstermeye başlamanız 10-20 günü bulabiliyor. Bu süreye kuluçka süresi deniyor.
8.       Kuluçka süresi bittikten sonra başlarda sıradan bir soğuk algınlığı veya grip gibi seyredebiliyor.
9.       Ölüm oranlarının yüksek olduğu risk grubunun başlıca üyeleri yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar.
10.   Covid-19 için kritik anahtar kelime ACE2 (Angiotensin-converting enzyme 2). Corona ACE2 enzimini kullanarak akciğer hücrelerimizin içine girip onları yok ediyor. Yani ne kadar çok ACE2 varsa vücudunuzda o kadar risk altında oluyorsunuz. ACE2 düzeyi genetik ve çevresel etkenlerle belirleniyor. Çevresel etkenlerden en önemli birinci etken sigara. Sigara dumanına maruz kalmak ACE2 enzimini fazlasıyla arttırıyor. İkincisi ise yaş, yaşlandıkça da ACE2 düzeyi git gide artıyor.
Şimdi tek tek bu maddeleri ele alarak neler yapabileceğimize bir bakalım:
1.       Olabildiğince insanlarla olan etkileşimimizi azaltmak, sağlıklı gözüksün/gözükmesin insanlarla bir mesafe bırakmak, tokalaşmamak çok önemli. Çokça insanın olduğu yerlerde aşağı bakarak durmak ve aşağıdan nefes almak diğer insanların soluklarını solumanızı önleyebilir.
2.       Hasta hissetmeye başladığınızda antibiyotik almanız böbreklerinizi yormaktan başka bir işe yaramayacak. Yararlı bağlantılarda verdiğim “El yıkama” Videosunda ki gibi normal sabun kullanarak en az 20 saniye boyunca 2 kere ellerinizi yıkamanız yeterli olacaktır. (https://www.youtube.com/watch?v=vXQbSThEtrA)
3.       Hastalığa yakalanmadan bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Bol bol meyve sebze tüketip eti azaltmak, düzenli ve dengeli beslenmek ve en önemlisi erken yatmak gerekiyor. Uyku düzeni çok önemli.
4.       Sabahın ilk saatlerinden itibaren perdelerimizi açıp içeriye güneş girmesini sağlayarak güneşten gelen bedava UV ışınlarını virüsle savaşmak için kullanabiliriz.
5.       Kesinlikle olabildiğince az etrafa dokunmaya çalışıp ellerimizi yüzümüze götürmememiz gerekiyor. Sık sık ellerimizi yıkamamız çok önemli. El kurulama havlularının kişiye özel olması yada hiç kullanılmaması gerekiyor. Eğer ellerimizi yıkayabilecek durumda değilsek dezenfektan veya alkol kullanarak ellerimizi dezenfekte edebiliriz. (Dezenfektanlar ve maskeler ile ilgili ayrıntılı bilgi vereceğim.) Ama unutmayın ki dezenfekte etmek temizlemek anlamına gelmiyor. 5dk önce ellerimizi dezenfekte etsek bile çeşme bulduğumuzda direk ellerimizi yıkamamız gerekiyor. İsterseniz toplu taşımada kullan at eldivenler kullanabilirsiniz.
6.       Bulunduğumuz ortamı havalandırmamız gerekiyor. Öksürürken veya hapşırırken bir peçenin içine doğru öksürmek/hapşırmak, sonrada o peçeteyi atmak gerekiyor. Eğer peçete yoksa dirsek içini kullanarak partiküllerin havaya yayılmasını önlemek gerekiyor.
7.       Eğer yurt dışına çıktıysanız veya çıkan birileriyle temasa girdiyseniz kendinizi 2-3 hafta sevdiklerinizin iyiliği için izole etmeniz gerekiyor. Tam anlamıyla sağlık görünseniz ve hissetseniz bile pozitif bir vaka olabilirsiniz.
8.       Hafif üşüttüğünüzü veya grip olduğunuzu düşünseniz bile doktora gitmeniz ve çevrenizdeki insanların iyiliği için maske takmanız çok önemli.
9.       60 yaş üstü olanlar, hamile olanlar, bağışıklık sorunu olanlar, kanser hastaları, kronik solunum yolu hastaları, obezite ve diyabet, kalp damar hastaları, organ nakli olanlar, kronik hastalar ve yakınlarının çok dikkat etmeleri ve risk grubundaki kişileri olabildiğince soyutlamaları gerekiyor. Keyfi hiçbir durumda insanlarla etkileşime geçmemeleri gerekiyor.
10.   ACE2 yi düşürmek için sigara içilen alanlarda durmamalı ve eğer biz içiyorsak azaltmalı, yapabiliyorsak bırakmalıyız.



Dezenfektanlar, Maskeler ve Eldivenler

Kullanabileceğimiz ekipmanların başında dezenfektanlar geliyor. Dezenfektan olarak kolonya evet işe yarıyor ama sık kullanımda cildi tahriş ediyor. Kolonya almak yerine dezenfektan veya %99 izopropil alkol almak daha efektif olabilir. Dezenfektan alırken corona virüsüne karşı etki etmesi için en az %70 alkol içeren bir dezenfektan seçmeniz gerekiyor. Aynı şekilde %70 alkol içeren dezenfektanınızı kendiniz de kolayca yapabilirsiniz. 700ml alkol ve 300ml saf su(Akü suyu) karıştırarak ile 1 litre dezenfektan elde edebilirsiniz. Ellerinizde kullanmak için kıvamını arttırsın diye 2-3 damla gliserin damlatabilirsiniz. Almış/Yapmış olduğunuz dezenfektan ile herkes tarafından dokunulan (Kapı kolları, lamba anahtarları, ziller, asansör düğmeleri, musluklar vb.) yerleri ve ellerinizi 20-30 saniye ovalamanız yeterli. (Artan talepten ötürü fiyatlar daha da artmadan 2-3 kişi ortaklaşa 5 litrelik alkol bidonuna girebilirsiniz.)
Gelelim maskelere, maske fiyatları son 3 aydır hep yükselişte ve bir süre daha yükselecek gibi duruyor. Maskeleri genel olarak 2 kategoriye ayırabiliriz. Cerrahi maskeler ve iş güvenliği maskeleri.
Cerrahi maskeler çok daha ucuz ve temel düzeyde bir koruma sağlıyor. 2 katlı, 3 katlı, steril ve steril olmayan gibi çeşitleri var. 3 katlı 2 katlıya göre daha iyi bir koruma sağlıyor ve steril olan maskeler ameliyatlarda kullanılıyor. Hasta olanlar maske taksın olmayanlar takmasa da olur gibi açıklamalar yapılıyor. Teoride çok mantıklı olan bu açıklamalar maalesef pratikte gerçekle çelişiyor. Şuan kısıtlı bir maske üretimimiz olduğu için hastanelerde bile maske sıkıntısı çekilebiliyor. O yüzden toplum içinde sadece öksürenlerin ağzına maske takmak çok mantıklı ama maalesef insanlarımız o kadar bilinçli olmadığı için ağzını aça aça öksürüyor/hapşırıyor, değil maske peçete bile kullanmıyor. Hal böyle olunca özellikle risk grubu içerisindeki insanlar ve yakınlarının kesinlikle diğer insanlarla aynı ortamda bulundukları her an en azından 2 katlı cerrahi maske takması gerektiğini düşünüyorum. (Maskenin nasıl takılıp çıkarılacağına dair ayrıntılı bilgi https://www.wikihow.com.tr/T%C4%B1bbi-Maske-Nas%C4%B1l-Tak%C4%B1l%C4%B1r)
İş güvenliği maskeleri cerrahi maskelere kıyasla daha pahalı ve üst düzeyde bir koruma ve sızdırmazlık sağlıyorlar. Ventilli(valfli) ve ventilsiz(valfsiz) olarak ikiye ayrılıyor. Ventil siz nefes verdiğinizde havayı tek yönlü bir şekilde dışarı atmaya yarayan bir aparat. Ekstra bir koruma sağlamaz ama nefes alışverişini kolaylaştırdığı ve maskenin nemlenmesini azalttığı için daha konforlu olup maskeyi daha uzun süre kullanmanızı sağlar. Herkes N95 diye bir şey duymuştur. NIOSH (National Institute for Occupational Safety and Health) standardına göre N95 maskeler partikülleri %95 oranında, N99 maskeler %99 oranında, N100 maskeler %99.97 oranında engellerler. NIOSH Amerika’nın bir devlet kurumu ve amerikada NIOSH standartları kullanılıyor. Avrupada ise EN 149 standartları kullanıyor. Avrupa standartlarına göre maskeler FFP1 %80 oranında, FFP2 %94 oranında, FFP3 %99 oranında engelliyor. N95 ve FFP2 maskeler aşağı yukarı aynı düzeyde koruma sağlıyor. Ama ilk yapılan açıklmalar Amerikan standartlarını referans göstererek yapıldığı ve %95 efektifliğe sahip N95 maskeleri önerildiği için insanlar aslında aynı şey olsa bile FFP2’lerden çok N95’lere yöneldiler ve N95 maskelerin fiyatları gittikçe arttı. Yani eğer bir iş güvenliği maskesi alacaksanız N95 bir maske ile FFP2 maske arasında fiyat farkı varsa ucuz olanı tercih edebilirsiniz.
Eldivenlerin mantığı oldukça basit. Bir sürü insanın dokunduğu yerlere temas edecekseniz (Alışverişe çıkmanız gerektiğinde veya toplu taşıma kullanacağınızda) kullanıp daha sonra çöpe atacağınız bir araç. Henüz fiyatları maskeler gibi artmamışken 1 kutu almanızda kenarda durmasında fayda var.

22 Aralık 2016 Perşembe

Ölmek..

Göz kapakları hiç olmadığı kadar ağırlaşmıştı, duyma yetisini tekrar kazanması için birkaç saniye geçmesi gerekti. Tenini dağlarcasına vuran ateşten irkildi. Uçağın büyük bir kısmı parçalanmıştı, kalkmaya çalıştığında kemeri ona engel oldu. Garip halbuki kemerini bağladığını hatırlamıyordu. Kemeri açmaya çalışırken elini yaktı. Zorla da olsa kemeri açıp kalkmayı başardı. Acaba tek hayatta kalan ben miyim diye düşündü bir anlığına. Ama alevlerinde etkisiyle umarsız tavrına yakışanı yapıp uçaktan olabildiğince çabuk çıkmaya karar verdi. Salgıladığı adrenalin ve gani hormon sayesinde kafası uzun süredir hiç olmadığı kadar hızlı çalışıyordu. Ve tüm bu duygusal karmaşa hayal gücünü tetiklemişti; belki de diye başladı düşünmeye. Evet kesinlikle çeşitli ihtimalleri değerlendirip bir takım planlar yapıyordu. Tekrardan koltuğuna yöneldi ve yanında oturan orta boylu uzun saçlı gencin nabzını kontrol etmeye gitti. Öldüğünden emin olunca onu kendi koltuğuna taşıyıp kemerini bağladı ve hemen çocukla ayakkabılarını değiştirip atkısıyla beresini çocuğa taktı. Evet hali hazırda kimilerine karşı adeta ölü taklidi yapıp bir şeylerden kaçıyordu -neyden kaçtığını hatta bir şeyden kaçıp kaçmadığını dahi bilmesede- ama artık gerçek anlamda herkes onu ölü sanabilirdi. Enkazın dışına çıkmadan önce ikram arabasına yöneldi. Başına aldığı darbeden dolayı iyice başı dönmeye başlamıştı, yer açmak için kitaplarını ateşe atıp ne aldığına bakmadan çantasını doldurdu ve bir koltuğun süngerlerini söküp çantasının dışına bağladı. Toplayıcılık alışkanlığı vardı, lazım olabileceğini düşündüğü birkaç parça şeyi daha çantasına asıp alevlerin seyrekçe olduğu taraftan dışarı çıktı. Fazla zamanı olmadığının farkındaydı. Motor patladıktan yaklaşık 3 dakika sonra düşmüşlerdi, yardım dakikalar içinde burda olacaktı.
Çeşit çeşit ağaçlarla kaplı dağlık bir alanda, büyükçe bir dağın batı tarafına düşmüşlerdi.  Gün daha yeni ağarıyor ve bulundukları yeri tamamiyle dağın gölgesi altında bırakıyordu. Aklına yere çakılmadan önce kuzeyde gördüğü köy geldi ve hızla güneye doğru yürümeye başladı. Kendisine saniyeler gibi gelen 5 dakikalık yürüyüşün ardından helikopter sesleri duydu ve görülmemek için eğilerek devam etti. Sesler tam arkasından geliyordu. Arkasına bile bakmadan devam etti. Yarım saati yeni geçmişti ki dikçe bir yerde toprağın içine doğru giren bir oyuk gördü. Yere paralel bir şekilde dağın içine uzanıyordu. Girişi aynı anda sadece 1 insanın eğilerek geçebileceği büyüklükte içi ise ortalama 4 metrekare olan bir mağara bulmuştu. Can havliyle kendini içeri attı. Herhangi bir hayvanın yuvası olabileceğini düşündüğünden etrafa bakınmaya başladı, gözleri herhangi bir iz arıyordu, belki bir tüy belki dışkı, belki hayvanın ta kendisi; neyse ki hiçbir şey yoktu. Ayrıca tavan ve duvarlar tek parça taştan olduğundan tavanın çökmeyeceğini düşündü. Hemen eşyalarını içeri bırakıp odun toplamak için dışarı çıktı. Odun toplamakta gayet iyi bir iş çıkardı, topladığı odunları odanın içine bıraktıktan sonra biraz aşşağıda gördüğü dikenli çalıyı almak için dışarı çıktı. Büyük bir çalı kütlesini sürükleyerek kapıya kadar geldi ve önünden çekerek  geri geri içeri girdi. Bu hem yırtıcı hayvanlar için koruma hem de kamuflaj görevi görecekti. Tamamiyle görevine odaklanmış bir şekilde düzenini kurmaya başladı. İşe envanter sayımı yapıp ne var ne yok görmekle başladı. Çantasını boşalttıktan sonra koltuktan söktüğü süngeri bir yatak gibi mağaranın bir köşesine serip eşyalarını ayakucuna dizdi. Olayın şokunu atlatınca boynundaki kesik ve vücudunun çeşitli yerlerindeki yanıklar sızlamaya başladı. Hemen ilk yardım çantasından bandaj, yanık kremi ve antibiyotik krem çıkardı. Yaralarıyla ilgilendikten sonra yanında ilk yardım çantası taşıdığı için bir kez daha kendisiyle gurur duydu. Montunun önünü boynuna kadar ilikledikten sonra yeni yatağına uzandı ve uykunun onu alıp götürmesine izin verdi.

5 Aralık 2016 Pazartesi

Ölmek

Vedalardan oldu olası hoşlanmaz, hatta nefret ederdi. Çünkü ölürcesine korkardı yalnız kalmaktan, vedalaşıpta geride kalmaktan veya bir daha geri dönememekten… Tıpkı diğer vedalar gibi acı vericiydi bu sefer o bırakıyordu sevdiklerini geride. Üstelik karanlık gecelerde yalız kaldığında ona yoldaşlık eden sadık dostu Orion’u da göremiyordu. Onlar gözden kaybolana kadar arkasına dönüp dönüp baktı dostlarına. Köşeyi döner dönmez büyük bir yalnızlık bürüdü bedenini. Üşüyordu. Yalnızdı. Sarılmaya olan bir açlık vardı içinde. Bir kez daha sarılsaydım nolurdu diye düşündü; gözünden bir damla yaş süzüldü, ama olsun arkadaşlarını bunaltmak istemezdi. Ya onu artık sevmezlerse nolurdu ne yapardı diye düşündü, onları bunaltmak istemezdi, evet sarılmadığı iyi olmuştu belkide. Anlamaya ve bilmeye olan ihtiyacı günden güne kendini anlaşılmaya ardından da sevip sevilmeye bırakmıştı; yıllarca duyguları ve onunda bir insan olduğu gerçeği onu kovalarken akıl ve mantığın peşinden koşmuş ama her ne kadar yaklaşsa dahi hiçbir zaman yakalayamamış ve sonunda pes etmiş duygularına yakalanmıştı. Yine aynı şeyler oluyordu bunları ve nicelerini düşünmeye dalmıştı bir anlığına ve ardından of nidalarıyla birlikte tebessüm etti ve “Napıcaz be Antuan” dedi içi kan ağlayarak. Bu ve bunu gibilerini çok sık yaşıyordu. Etrafındakilerden bir cevap beklemeden nidalar atıyordu, adeta boğulan bir adamın haykırışları; etrafında da kimse yoktu zaten… Bu şehirde sayılı kalan zamanı daha da hızlı akmaya başlamıştı. Adeta göz yaşları kurumadan uçağın içinde buldu kendini. Beyni dururcasına yavaşlamaya başladı, tek bir şey düşünüyordu, tek gerçek şey, yalnızlık. Emin olduğu tek şey yalnız olduğu ve yakın bir gelecekte de bu durumun değişmeyeceğiydi. “Çünkü beceremiyorum” diye geçirdi içinden, haklıydı da. Uzun yıllar insanları kuş bakışı yukardan izleyip resmin dışından bakmaya, resmin dışında kalmaya çok alışmıştı. Fakat duyguları tarafından yutulup alaşağı edildikten sonra ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmiyordu; adeta resmin içinde sırıtıyor, uyum sağlayamıyordu. Başlarda uyum sağlamış olmak umrunda olmasa dahi şuan -normal- olmak için elinde ki her şeyini vermeye hazırdı. Kendinden başka da hiçbir şeyi yoktu. Kendine değer verdiğini hissettirmek zorundaydı. Zaten ona başka kim değer verirdi ki, kendisi bile bunu zorunluluktan yapıyorken. Aslında bir tarafı -büyük bir tarafı- kendinden tam anlamıyla nefret ediyor, her ne kadar bu kötülüklerle dolu dünyada iyi biri olarak sayılsada kötü olduğunu ve yaşamayı hak etmediğini düşünüyordu. En azından yaşasa bile mutlu olmayı hak etmediğini, hatta mutlu olamayacağını ve yine bütün bunun suçlusunun kendisi olduğunu düşünüyordu; haklıydı da. Ne birini sevmeyi doğru düzgün becerebiliyordu ne de sevilmeyi. İnsanlar onu sevsin diye uyumlu olmaya çalışıyordu hep, evet diyordu sevdiklerine, olur diyordu hep. Elinden başka ne gelirdi ki.
Birden büyük bir gümbürtü koptu, bir patlama sesi duymuştu. Yine gaipten sesler duyduğunu düşünüyordu ki, pencereden uçağın kanadına baktığında motorun alevler içinde kaldığını gördü. Tavandan maskelerin sarkmaya başlamasının ardından kaptanın sesini duyar gibi oldu ama kulaklığını çıkarmaya tenezzül dahi etmedi. Sakin olmaları gerektiğini bla bla söylüyordu. Aslında kafasının dağılmasıyla baya bi sakinleşmişti. Bütün o düşüncelerden uzaklaşmak ona çok iyi geliyordu. Belki de sarılmayı ondan bu kadar çok seviyordu. Birden bu maskelerin gerçekten gerekli olup olmadığını sorguladı, kabin basıncı düşmemişti ne de olsa. Emin olmak için barometreyi çıkarıp baktı, basınç irtifası 2300 metreyi gösteriyordu ki gayet normal. Maske takmak için bir nedeni olmadığını düşünüp müziği eşliğinde uçağın yavaşça aşşağı süzülüşünün tadını çıkarıyordu. Artık herhangi birine veya kendisine verdiği bir söz yoktu gönül rahatlığıyla ölebileceğini düşünüp gülümsedi. Belki de yıldızlara koşmanın vakti gelmiştir diye düşündü. Dağlar ve ormanlık alan artık çok daha yakın gözüküyordu. Son ana kadar gözlerini açık tutmak istedi, ama birden göz yaşlarına boğulup kendine lanet okumaya başladı. Belki de şu an kendinden nefret etmesi için en uygun zamandı. Çarpışmadan saliseler önce “Beni hatırlarlar dimi” diye konuştu kendi kendine, “Ben onları asla unutmazdım.”.

1 Ekim 2016 Cumartesi

Gerçeğin Yansımaları

Eskisi gibi değil. Tütünümü kendim sardım, yalnız.
Yalnızlığın ve dolup taşan onca düşüncenin ağırlığının getirdiği yalın acı. Hep orada, kaybolmuyorlar, unutamıyorsun. Ayakkabının içindeki taş gibi, her adım attığında kendini hatırlatıyor. Yürümek istemiyorsun.
Çok kalabalıklar, karman çorman, gürültülü, yorucu, acı veriyor. Benden geliyor; kaynağı benim. O gürültülü kendimin altında eziliyorum. Kendimden yoruluyorum.
Bilmek. Kanatıyor. Gerçekleri görmek; görebilmek. Bir kere gördüğünde geri dönüşü yok. Adeta derinlere işleyen bir lanet.
Gerçekleri gördüm. Ruhum gerçeklerin aynası, gölgesini görenler dahi korkup kaçıyor.
Beni; ruhum ve gerçeklerle baş başa bırakıyor.
Yalnız.
Gerçeğin yansımaları. Gerçek.
Gerçek değildi mutluluk.
Adeta bir rüya.
İçinde ben dahil hiç bir şeyin olamayacağı kadar sade ve güzel.
Tek gerçek şey ölüm.
Gerçeğin yansımaları

-Nisan 2016-
-Jahabel /T.Light

8 Temmuz 2016 Cuma

Ah Antuan vah Antuan

"Bu sabah uyanır uyanmaz içime bir korku işledi. Adeta nerede nasıl uyandığımı idrak edemedim. Odamda olmama rağmen bir şeyler farklıydı. Farklılığı kavramam çok zaman almadı... Onu düşünmüyordum. Aman yarabbi nasıl olur. Gönlümün baş köşesinde ki yerinde yoktu. Anlam veremedim. Garip. Her şeyin gerçekliğini sorgularken,  varlığına şüphe etmeden biat ettiğim tek olgu birden bire yok mu olmuştu?.. Halbuki saatler öncesinde estirdiği fırtınalar çok gerçekçi idi." dedi Antuan gözlerini cennette açmadan dakikalar öncesinde.

14 Nisan 2016 Perşembe

İnsan

İnsan. Bir sürü tanımı, tasviri var. Kimisi mahlukların en şereflisi diyor, kimisi herhangi bir amacı ve ekstra bir özelliği olmayan basit bir varlık olarak tanımlıyor. Oysa ben insanınn tanımından ziyade tasvirine dikkat çekmek istiyorum. İnsanın insana yaptığını insandan başka ne yapabilirki? İnsanlık ve insanlar olarak şimdiye kadar çok şey başardık. Kocaman şehirler inşaa ettik, daha da öte hayal kurduk, hayallerimizi gerçeğe dönüştürdük. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var; tüm bu güzel şeyleri gölgede bırakacak birsürü kötülük yaptık. Yaktık yıktık, parçaladık, öldürdük, eziyet ettik, acımadık, düşünmedik, sevmedik, katlettik, değerini bilemedik. Bütün bunlar insanlığın yüz karaları, tarihini kaplayan kara lekeler, insanın insandan nefret etmesine neden olan lekeler.

İnsan insanın yaptıklarına baktıkça, insanı anladıkça başlıyor nefret etmeye; tiksinmeye insanlığından. İnsan aptal bir varlık, kalıpların ötesine çıkamıyor, gelişemiyor, iyileşemiyor.
Var olduğu sürece yaptıklarını yapmaya devam edecek. Yok edilmesi gerekiyor.

Veya böyle bir karar vererek kolaya kaçıyorum diye düşünmeden edemiyorum. İnsanı yok etmek kolay bir çözüm, ama aynı derecede efektif olamayacağını düşünüyorum.

İnsan kötü çünkü güç onun elinde. Zamanında çoğu canlı arasından baş parmağı sayesinde doğanın desteğini eline alabilen insan olmuştu. O günden beri insan bu üstünlüğünü kullandı. Ve bu insanı güçlü kıldı. Gücü eline alan herşey gibi insan da kötü olmaya mahkum oldu. Fazladan gücü sayesinde gücüne güç kattı ve etrafındakiler ile arasını gün geçtikçe açtı. Her geçen gün onlardan daha güçlü ve daha kötü oldu.

Bütün bu kötülüğü sonlandırmak için kötünün elinden, güçlünün elinden bütün gücünü almak istiyorum. Ama bu geçici bir çözümden başka bir şey değil. Er yada geç birisi tekrardan diğerlerinden daha güçlü olacak ve gücüyle gücüne güç katacak. Bunlar daha önce de oldu ve yine olacak.

Tarih tekerrürden ibaret. Döngünün kırılması için daha önce olmamış bir şeyin olması gerek.

Hem güçlü hem de iyi olunabilir mi? Kötüyü iyi yapabilir miyiz? Şimdilik bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama kendimize sormamız gereken soruların bunlar olduğunu düşünüyorum.

-Jahabel  /T.Light

Gerçeklil ve Algı

Reality, gerçeklik; gerçeklik nedir? Neler gerçektir? Algılarımızın bizi yanıltıp yanıltmadığını nasıl bilebiliriz? Algıladığımız her şey gerçek midir? Değil ise gerçekliğe nasıl ulaşabiliriz?
Algılarımız çoğu insanın düşündüğü gibi mükemmel değil. Bizler etrafımızda olup bitenlerin çok küçük bir yüzdesinden haberdarız. Öyleki etrafımızdaki bütün sesleri duyamıyoruz. Etrafımızdaki bütün dalga boylarından ışık ışınlarını algılayamıyoruz. Çok kısıtlı koku ve tat alma duyularımız var. Ve aynı şekilde dokunarak çevremizde olup bitenleri algılamamızında çok efektif olduğu düşünülemez. Birde üstüne üstlük saydığım sistemlerde deformasyonlar olabiliyor ve çok daha kötü bir hale gelebiliyorlar. Her şeyin dört dörtlük çalıştığını varsayalım. Etrafınızda gördüğünüz şeylerin gerçek olduğunu nasıl anlarsınız. Tabi ki gözlerinizin sizi aldatabileceği düşünüldüğünde, gerçekliği dokunarak yada koklayarak da teyit edemeyiz. Çünkü aynı şekilde diğer duyu organlarımız da bizleri yanıltabilir.

Peki, neyin gerçek olduğunu, bir diğer deyişle var olduğunu nasıl anlayacağız? Anlayamayız diyenleri duyar gibiyim. Belki de anlayabiliriz. Biraz daha düşünelim. Çoğunuzun aşina olduğu bir söz "Düşünüyorum öyleyse varım.". Evet mantıklıca düşününce düşünmenin varlığın kanıtı olduğunu anlayabiliriz. Peki etrafınızdaki insanların düşündüğünü nasıl anlayabiliriz. Elbette konuşuyorlar, yeni fikirler üretiyorlar. Düşünüyormuş gibi görünüyorlar. Bu kısmen doğru aslında. Düşünmeselerdi bunları yapamazlardı öyle değil mi? Ama bence bu "onların" düşündüğünün kanıtı değil. Tabiki gidip onlara sorabiliriz ama bu da beni tatmin etmiyor. Nasıl emin olabiliriz? Ya onlar kafamızın içindelerse. Mesela rüyanızda gördüğünüz kişiler, onlarda düşünüyormuş gibi davranır ama asıl düşünen sizsinizdir. Onların düşündüğünü anlamanın bir yolunu şimdiye kadar bulamadım. Ama onların düşünmediğini, düşünenin ben olduğumu uzun uzun düşünmemi gerektirecek kadar şüpheye düştüm. Mesela, şunu düşünün; Yeni bir şey öğrendiniz yada kafanıza bir şey takıldı. Birden bire etrafınızda onlarla ilgili şeyler olmaya başlar. Haberlerde, arkadaş sohbetlerinde vs.

-Nisan 2014-
-Jahabel  /T.Light