14 Nisan 2016 Perşembe

İnsan

İnsan. Bir sürü tanımı, tasviri var. Kimisi mahlukların en şereflisi diyor, kimisi herhangi bir amacı ve ekstra bir özelliği olmayan basit bir varlık olarak tanımlıyor. Oysa ben insanınn tanımından ziyade tasvirine dikkat çekmek istiyorum. İnsanın insana yaptığını insandan başka ne yapabilirki? İnsanlık ve insanlar olarak şimdiye kadar çok şey başardık. Kocaman şehirler inşaa ettik, daha da öte hayal kurduk, hayallerimizi gerçeğe dönüştürdük. Ama madalyonun bir de diğer yüzü var; tüm bu güzel şeyleri gölgede bırakacak birsürü kötülük yaptık. Yaktık yıktık, parçaladık, öldürdük, eziyet ettik, acımadık, düşünmedik, sevmedik, katlettik, değerini bilemedik. Bütün bunlar insanlığın yüz karaları, tarihini kaplayan kara lekeler, insanın insandan nefret etmesine neden olan lekeler.

İnsan insanın yaptıklarına baktıkça, insanı anladıkça başlıyor nefret etmeye; tiksinmeye insanlığından. İnsan aptal bir varlık, kalıpların ötesine çıkamıyor, gelişemiyor, iyileşemiyor.
Var olduğu sürece yaptıklarını yapmaya devam edecek. Yok edilmesi gerekiyor.

Veya böyle bir karar vererek kolaya kaçıyorum diye düşünmeden edemiyorum. İnsanı yok etmek kolay bir çözüm, ama aynı derecede efektif olamayacağını düşünüyorum.

İnsan kötü çünkü güç onun elinde. Zamanında çoğu canlı arasından baş parmağı sayesinde doğanın desteğini eline alabilen insan olmuştu. O günden beri insan bu üstünlüğünü kullandı. Ve bu insanı güçlü kıldı. Gücü eline alan herşey gibi insan da kötü olmaya mahkum oldu. Fazladan gücü sayesinde gücüne güç kattı ve etrafındakiler ile arasını gün geçtikçe açtı. Her geçen gün onlardan daha güçlü ve daha kötü oldu.

Bütün bu kötülüğü sonlandırmak için kötünün elinden, güçlünün elinden bütün gücünü almak istiyorum. Ama bu geçici bir çözümden başka bir şey değil. Er yada geç birisi tekrardan diğerlerinden daha güçlü olacak ve gücüyle gücüne güç katacak. Bunlar daha önce de oldu ve yine olacak.

Tarih tekerrürden ibaret. Döngünün kırılması için daha önce olmamış bir şeyin olması gerek.

Hem güçlü hem de iyi olunabilir mi? Kötüyü iyi yapabilir miyiz? Şimdilik bu soruların cevaplarını bilmiyorum ama kendimize sormamız gereken soruların bunlar olduğunu düşünüyorum.

-Jahabel  /T.Light

Gerçeklil ve Algı

Reality, gerçeklik; gerçeklik nedir? Neler gerçektir? Algılarımızın bizi yanıltıp yanıltmadığını nasıl bilebiliriz? Algıladığımız her şey gerçek midir? Değil ise gerçekliğe nasıl ulaşabiliriz?
Algılarımız çoğu insanın düşündüğü gibi mükemmel değil. Bizler etrafımızda olup bitenlerin çok küçük bir yüzdesinden haberdarız. Öyleki etrafımızdaki bütün sesleri duyamıyoruz. Etrafımızdaki bütün dalga boylarından ışık ışınlarını algılayamıyoruz. Çok kısıtlı koku ve tat alma duyularımız var. Ve aynı şekilde dokunarak çevremizde olup bitenleri algılamamızında çok efektif olduğu düşünülemez. Birde üstüne üstlük saydığım sistemlerde deformasyonlar olabiliyor ve çok daha kötü bir hale gelebiliyorlar. Her şeyin dört dörtlük çalıştığını varsayalım. Etrafınızda gördüğünüz şeylerin gerçek olduğunu nasıl anlarsınız. Tabi ki gözlerinizin sizi aldatabileceği düşünüldüğünde, gerçekliği dokunarak yada koklayarak da teyit edemeyiz. Çünkü aynı şekilde diğer duyu organlarımız da bizleri yanıltabilir.

Peki, neyin gerçek olduğunu, bir diğer deyişle var olduğunu nasıl anlayacağız? Anlayamayız diyenleri duyar gibiyim. Belki de anlayabiliriz. Biraz daha düşünelim. Çoğunuzun aşina olduğu bir söz "Düşünüyorum öyleyse varım.". Evet mantıklıca düşününce düşünmenin varlığın kanıtı olduğunu anlayabiliriz. Peki etrafınızdaki insanların düşündüğünü nasıl anlayabiliriz. Elbette konuşuyorlar, yeni fikirler üretiyorlar. Düşünüyormuş gibi görünüyorlar. Bu kısmen doğru aslında. Düşünmeselerdi bunları yapamazlardı öyle değil mi? Ama bence bu "onların" düşündüğünün kanıtı değil. Tabiki gidip onlara sorabiliriz ama bu da beni tatmin etmiyor. Nasıl emin olabiliriz? Ya onlar kafamızın içindelerse. Mesela rüyanızda gördüğünüz kişiler, onlarda düşünüyormuş gibi davranır ama asıl düşünen sizsinizdir. Onların düşündüğünü anlamanın bir yolunu şimdiye kadar bulamadım. Ama onların düşünmediğini, düşünenin ben olduğumu uzun uzun düşünmemi gerektirecek kadar şüpheye düştüm. Mesela, şunu düşünün; Yeni bir şey öğrendiniz yada kafanıza bir şey takıldı. Birden bire etrafınızda onlarla ilgili şeyler olmaya başlar. Haberlerde, arkadaş sohbetlerinde vs.

-Nisan 2014-
-Jahabel  /T.Light

6 Nisan 2016 Çarşamba

Öldükten Sonra

İnsanlar sen öldükten sonra seni nasıl hatırlasın isterdin? Hep olmak istediğin ve olmak için çabaladığın  kişi olarak mı; kendin olmayı sevsen veya sevmesende tam anlamıyla kendin olarak mı? Yoksa sana ve diğer insanlara karşı, senden daha büyük bir şeyi ifade eden bir anlam yüklemelerini mi isterdin?
Ölüm düşüncesi değişik bir olgu. Üzerinde düşündükçe anlıyorsun bu hayattaki tek gerçek ve ciddi şey olduğunu. Ölümün düşüncesi bile çok garip ve değişik. Ölmek, ölüyor olmak, ölecek olmamız. Öleceğimizi bilmek ama bu  durumla yüzleşmekten hatta düşünmekten dahi kaçmak, korkup çekinmek. Veya ölümü düşünerek yaşayamamak, çoktan ölmüş olmak.
Her güzel şeyin diğer her şey gibi bitecek olması başlamamak için bir neden mi?