Vedalardan oldu olası hoşlanmaz, hatta nefret ederdi. Çünkü ölürcesine korkardı yalnız kalmaktan, vedalaşıpta geride kalmaktan veya bir daha geri dönememekten… Tıpkı diğer vedalar gibi acı vericiydi bu sefer o bırakıyordu sevdiklerini geride. Üstelik karanlık gecelerde yalız kaldığında ona yoldaşlık eden sadık dostu Orion’u da göremiyordu. Onlar gözden kaybolana kadar arkasına dönüp dönüp baktı dostlarına. Köşeyi döner dönmez büyük bir yalnızlık bürüdü bedenini. Üşüyordu. Yalnızdı. Sarılmaya olan bir açlık vardı içinde. Bir kez daha sarılsaydım nolurdu diye düşündü; gözünden bir damla yaş süzüldü, ama olsun arkadaşlarını bunaltmak istemezdi. Ya onu artık sevmezlerse nolurdu ne yapardı diye düşündü, onları bunaltmak istemezdi, evet sarılmadığı iyi olmuştu belkide. Anlamaya ve bilmeye olan ihtiyacı günden güne kendini anlaşılmaya ardından da sevip sevilmeye bırakmıştı; yıllarca duyguları ve onunda bir insan olduğu gerçeği onu kovalarken akıl ve mantığın peşinden koşmuş ama her ne kadar yaklaşsa dahi hiçbir zaman yakalayamamış ve sonunda pes etmiş duygularına yakalanmıştı. Yine aynı şeyler oluyordu bunları ve nicelerini düşünmeye dalmıştı bir anlığına ve ardından of nidalarıyla birlikte tebessüm etti ve “Napıcaz be Antuan” dedi içi kan ağlayarak. Bu ve bunu gibilerini çok sık yaşıyordu. Etrafındakilerden bir cevap beklemeden nidalar atıyordu, adeta boğulan bir adamın haykırışları; etrafında da kimse yoktu zaten… Bu şehirde sayılı kalan zamanı daha da hızlı akmaya başlamıştı. Adeta göz yaşları kurumadan uçağın içinde buldu kendini. Beyni dururcasına yavaşlamaya başladı, tek bir şey düşünüyordu, tek gerçek şey, yalnızlık. Emin olduğu tek şey yalnız olduğu ve yakın bir gelecekte de bu durumun değişmeyeceğiydi. “Çünkü beceremiyorum” diye geçirdi içinden, haklıydı da. Uzun yıllar insanları kuş bakışı yukardan izleyip resmin dışından bakmaya, resmin dışında kalmaya çok alışmıştı. Fakat duyguları tarafından yutulup alaşağı edildikten sonra ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmiyordu; adeta resmin içinde sırıtıyor, uyum sağlayamıyordu. Başlarda uyum sağlamış olmak umrunda olmasa dahi şuan -normal- olmak için elinde ki her şeyini vermeye hazırdı. Kendinden başka da hiçbir şeyi yoktu. Kendine değer verdiğini hissettirmek zorundaydı. Zaten ona başka kim değer verirdi ki, kendisi bile bunu zorunluluktan yapıyorken. Aslında bir tarafı -büyük bir tarafı- kendinden tam anlamıyla nefret ediyor, her ne kadar bu kötülüklerle dolu dünyada iyi biri olarak sayılsada kötü olduğunu ve yaşamayı hak etmediğini düşünüyordu. En azından yaşasa bile mutlu olmayı hak etmediğini, hatta mutlu olamayacağını ve yine bütün bunun suçlusunun kendisi olduğunu düşünüyordu; haklıydı da. Ne birini sevmeyi doğru düzgün becerebiliyordu ne de sevilmeyi. İnsanlar onu sevsin diye uyumlu olmaya çalışıyordu hep, evet diyordu sevdiklerine, olur diyordu hep. Elinden başka ne gelirdi ki.
Birden büyük bir gümbürtü koptu, bir patlama sesi duymuştu. Yine gaipten sesler duyduğunu düşünüyordu ki, pencereden uçağın kanadına baktığında motorun alevler içinde kaldığını gördü. Tavandan maskelerin sarkmaya başlamasının ardından kaptanın sesini duyar gibi oldu ama kulaklığını çıkarmaya tenezzül dahi etmedi. Sakin olmaları gerektiğini bla bla söylüyordu. Aslında kafasının dağılmasıyla baya bi sakinleşmişti. Bütün o düşüncelerden uzaklaşmak ona çok iyi geliyordu. Belki de sarılmayı ondan bu kadar çok seviyordu. Birden bu maskelerin gerçekten gerekli olup olmadığını sorguladı, kabin basıncı düşmemişti ne de olsa. Emin olmak için barometreyi çıkarıp baktı, basınç irtifası 2300 metreyi gösteriyordu ki gayet normal. Maske takmak için bir nedeni olmadığını düşünüp müziği eşliğinde uçağın yavaşça aşşağı süzülüşünün tadını çıkarıyordu. Artık herhangi birine veya kendisine verdiği bir söz yoktu gönül rahatlığıyla ölebileceğini düşünüp gülümsedi. Belki de yıldızlara koşmanın vakti gelmiştir diye düşündü. Dağlar ve ormanlık alan artık çok daha yakın gözüküyordu. Son ana kadar gözlerini açık tutmak istedi, ama birden göz yaşlarına boğulup kendine lanet okumaya başladı. Belki de şu an kendinden nefret etmesi için en uygun zamandı. Çarpışmadan saliseler önce “Beni hatırlarlar dimi” diye konuştu kendi kendine, “Ben onları asla unutmazdım.”.
5 Aralık 2016 Pazartesi
Ölmek
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder