22 Aralık 2016 Perşembe

Ölmek..

Göz kapakları hiç olmadığı kadar ağırlaşmıştı, duyma yetisini tekrar kazanması için birkaç saniye geçmesi gerekti. Tenini dağlarcasına vuran ateşten irkildi. Uçağın büyük bir kısmı parçalanmıştı, kalkmaya çalıştığında kemeri ona engel oldu. Garip halbuki kemerini bağladığını hatırlamıyordu. Kemeri açmaya çalışırken elini yaktı. Zorla da olsa kemeri açıp kalkmayı başardı. Acaba tek hayatta kalan ben miyim diye düşündü bir anlığına. Ama alevlerinde etkisiyle umarsız tavrına yakışanı yapıp uçaktan olabildiğince çabuk çıkmaya karar verdi. Salgıladığı adrenalin ve gani hormon sayesinde kafası uzun süredir hiç olmadığı kadar hızlı çalışıyordu. Ve tüm bu duygusal karmaşa hayal gücünü tetiklemişti; belki de diye başladı düşünmeye. Evet kesinlikle çeşitli ihtimalleri değerlendirip bir takım planlar yapıyordu. Tekrardan koltuğuna yöneldi ve yanında oturan orta boylu uzun saçlı gencin nabzını kontrol etmeye gitti. Öldüğünden emin olunca onu kendi koltuğuna taşıyıp kemerini bağladı ve hemen çocukla ayakkabılarını değiştirip atkısıyla beresini çocuğa taktı. Evet hali hazırda kimilerine karşı adeta ölü taklidi yapıp bir şeylerden kaçıyordu -neyden kaçtığını hatta bir şeyden kaçıp kaçmadığını dahi bilmesede- ama artık gerçek anlamda herkes onu ölü sanabilirdi. Enkazın dışına çıkmadan önce ikram arabasına yöneldi. Başına aldığı darbeden dolayı iyice başı dönmeye başlamıştı, yer açmak için kitaplarını ateşe atıp ne aldığına bakmadan çantasını doldurdu ve bir koltuğun süngerlerini söküp çantasının dışına bağladı. Toplayıcılık alışkanlığı vardı, lazım olabileceğini düşündüğü birkaç parça şeyi daha çantasına asıp alevlerin seyrekçe olduğu taraftan dışarı çıktı. Fazla zamanı olmadığının farkındaydı. Motor patladıktan yaklaşık 3 dakika sonra düşmüşlerdi, yardım dakikalar içinde burda olacaktı.
Çeşit çeşit ağaçlarla kaplı dağlık bir alanda, büyükçe bir dağın batı tarafına düşmüşlerdi.  Gün daha yeni ağarıyor ve bulundukları yeri tamamiyle dağın gölgesi altında bırakıyordu. Aklına yere çakılmadan önce kuzeyde gördüğü köy geldi ve hızla güneye doğru yürümeye başladı. Kendisine saniyeler gibi gelen 5 dakikalık yürüyüşün ardından helikopter sesleri duydu ve görülmemek için eğilerek devam etti. Sesler tam arkasından geliyordu. Arkasına bile bakmadan devam etti. Yarım saati yeni geçmişti ki dikçe bir yerde toprağın içine doğru giren bir oyuk gördü. Yere paralel bir şekilde dağın içine uzanıyordu. Girişi aynı anda sadece 1 insanın eğilerek geçebileceği büyüklükte içi ise ortalama 4 metrekare olan bir mağara bulmuştu. Can havliyle kendini içeri attı. Herhangi bir hayvanın yuvası olabileceğini düşündüğünden etrafa bakınmaya başladı, gözleri herhangi bir iz arıyordu, belki bir tüy belki dışkı, belki hayvanın ta kendisi; neyse ki hiçbir şey yoktu. Ayrıca tavan ve duvarlar tek parça taştan olduğundan tavanın çökmeyeceğini düşündü. Hemen eşyalarını içeri bırakıp odun toplamak için dışarı çıktı. Odun toplamakta gayet iyi bir iş çıkardı, topladığı odunları odanın içine bıraktıktan sonra biraz aşşağıda gördüğü dikenli çalıyı almak için dışarı çıktı. Büyük bir çalı kütlesini sürükleyerek kapıya kadar geldi ve önünden çekerek  geri geri içeri girdi. Bu hem yırtıcı hayvanlar için koruma hem de kamuflaj görevi görecekti. Tamamiyle görevine odaklanmış bir şekilde düzenini kurmaya başladı. İşe envanter sayımı yapıp ne var ne yok görmekle başladı. Çantasını boşalttıktan sonra koltuktan söktüğü süngeri bir yatak gibi mağaranın bir köşesine serip eşyalarını ayakucuna dizdi. Olayın şokunu atlatınca boynundaki kesik ve vücudunun çeşitli yerlerindeki yanıklar sızlamaya başladı. Hemen ilk yardım çantasından bandaj, yanık kremi ve antibiyotik krem çıkardı. Yaralarıyla ilgilendikten sonra yanında ilk yardım çantası taşıdığı için bir kez daha kendisiyle gurur duydu. Montunun önünü boynuna kadar ilikledikten sonra yeni yatağına uzandı ve uykunun onu alıp götürmesine izin verdi.

5 Aralık 2016 Pazartesi

Ölmek

Vedalardan oldu olası hoşlanmaz, hatta nefret ederdi. Çünkü ölürcesine korkardı yalnız kalmaktan, vedalaşıpta geride kalmaktan veya bir daha geri dönememekten… Tıpkı diğer vedalar gibi acı vericiydi bu sefer o bırakıyordu sevdiklerini geride. Üstelik karanlık gecelerde yalız kaldığında ona yoldaşlık eden sadık dostu Orion’u da göremiyordu. Onlar gözden kaybolana kadar arkasına dönüp dönüp baktı dostlarına. Köşeyi döner dönmez büyük bir yalnızlık bürüdü bedenini. Üşüyordu. Yalnızdı. Sarılmaya olan bir açlık vardı içinde. Bir kez daha sarılsaydım nolurdu diye düşündü; gözünden bir damla yaş süzüldü, ama olsun arkadaşlarını bunaltmak istemezdi. Ya onu artık sevmezlerse nolurdu ne yapardı diye düşündü, onları bunaltmak istemezdi, evet sarılmadığı iyi olmuştu belkide. Anlamaya ve bilmeye olan ihtiyacı günden güne kendini anlaşılmaya ardından da sevip sevilmeye bırakmıştı; yıllarca duyguları ve onunda bir insan olduğu gerçeği onu kovalarken akıl ve mantığın peşinden koşmuş ama her ne kadar yaklaşsa dahi hiçbir zaman yakalayamamış ve sonunda pes etmiş duygularına yakalanmıştı. Yine aynı şeyler oluyordu bunları ve nicelerini düşünmeye dalmıştı bir anlığına ve ardından of nidalarıyla birlikte tebessüm etti ve “Napıcaz be Antuan” dedi içi kan ağlayarak. Bu ve bunu gibilerini çok sık yaşıyordu. Etrafındakilerden bir cevap beklemeden nidalar atıyordu, adeta boğulan bir adamın haykırışları; etrafında da kimse yoktu zaten… Bu şehirde sayılı kalan zamanı daha da hızlı akmaya başlamıştı. Adeta göz yaşları kurumadan uçağın içinde buldu kendini. Beyni dururcasına yavaşlamaya başladı, tek bir şey düşünüyordu, tek gerçek şey, yalnızlık. Emin olduğu tek şey yalnız olduğu ve yakın bir gelecekte de bu durumun değişmeyeceğiydi. “Çünkü beceremiyorum” diye geçirdi içinden, haklıydı da. Uzun yıllar insanları kuş bakışı yukardan izleyip resmin dışından bakmaya, resmin dışında kalmaya çok alışmıştı. Fakat duyguları tarafından yutulup alaşağı edildikten sonra ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmiyordu; adeta resmin içinde sırıtıyor, uyum sağlayamıyordu. Başlarda uyum sağlamış olmak umrunda olmasa dahi şuan -normal- olmak için elinde ki her şeyini vermeye hazırdı. Kendinden başka da hiçbir şeyi yoktu. Kendine değer verdiğini hissettirmek zorundaydı. Zaten ona başka kim değer verirdi ki, kendisi bile bunu zorunluluktan yapıyorken. Aslında bir tarafı -büyük bir tarafı- kendinden tam anlamıyla nefret ediyor, her ne kadar bu kötülüklerle dolu dünyada iyi biri olarak sayılsada kötü olduğunu ve yaşamayı hak etmediğini düşünüyordu. En azından yaşasa bile mutlu olmayı hak etmediğini, hatta mutlu olamayacağını ve yine bütün bunun suçlusunun kendisi olduğunu düşünüyordu; haklıydı da. Ne birini sevmeyi doğru düzgün becerebiliyordu ne de sevilmeyi. İnsanlar onu sevsin diye uyumlu olmaya çalışıyordu hep, evet diyordu sevdiklerine, olur diyordu hep. Elinden başka ne gelirdi ki.
Birden büyük bir gümbürtü koptu, bir patlama sesi duymuştu. Yine gaipten sesler duyduğunu düşünüyordu ki, pencereden uçağın kanadına baktığında motorun alevler içinde kaldığını gördü. Tavandan maskelerin sarkmaya başlamasının ardından kaptanın sesini duyar gibi oldu ama kulaklığını çıkarmaya tenezzül dahi etmedi. Sakin olmaları gerektiğini bla bla söylüyordu. Aslında kafasının dağılmasıyla baya bi sakinleşmişti. Bütün o düşüncelerden uzaklaşmak ona çok iyi geliyordu. Belki de sarılmayı ondan bu kadar çok seviyordu. Birden bu maskelerin gerçekten gerekli olup olmadığını sorguladı, kabin basıncı düşmemişti ne de olsa. Emin olmak için barometreyi çıkarıp baktı, basınç irtifası 2300 metreyi gösteriyordu ki gayet normal. Maske takmak için bir nedeni olmadığını düşünüp müziği eşliğinde uçağın yavaşça aşşağı süzülüşünün tadını çıkarıyordu. Artık herhangi birine veya kendisine verdiği bir söz yoktu gönül rahatlığıyla ölebileceğini düşünüp gülümsedi. Belki de yıldızlara koşmanın vakti gelmiştir diye düşündü. Dağlar ve ormanlık alan artık çok daha yakın gözüküyordu. Son ana kadar gözlerini açık tutmak istedi, ama birden göz yaşlarına boğulup kendine lanet okumaya başladı. Belki de şu an kendinden nefret etmesi için en uygun zamandı. Çarpışmadan saliseler önce “Beni hatırlarlar dimi” diye konuştu kendi kendine, “Ben onları asla unutmazdım.”.